19 Mart 2012 Pazartesi

Hadi Zenginleşelim!

Bir zamanlar şöyle bir hikaye okumuştum;
Çok zengin bir adam işi gücü bırakıp bir sahil kasabasına yerleşiyor. Balık tutmaya gittiğinde başka bir balıkçıyla karşılaşıyor ve diyor ki sen kimsin, ne yaparsın? Yaşlı balıkçı o köyde doğup büyüdüğünü, evlendiğini; geçimini balık tutarak sağladığını söylüyor. Yanlış hatırlamıyorsam -ki hatırlarsam da tamamlarım problem değil :)- şöyle bir konuşma geçiyor aralarında.


-Büyük şehirlerin birine yerleşsene.
-Neden?
-Daha çok iş bulabilirsin.
-Sonra?
-Daha çok çalışabilirsin.
-Sonra?
-Daha çok para kazanabilirsin.
-Sonra?
-Daha güzel bir yaşamın olur.
-Sonra?
...


Bu tür bir konuşma, belki çoğunuz hatırladığınız bile. Sonunda şöyle diyordu;
-Sonra ne olacak?
-İşi gücü devredip benim gibi bir sahil kasabasına yerleşip, balık tutarak vakit geçirir, kafanı dinlersin.
-Ben zaten şuan onu yapıyorum.
Balıkçının bu son cümlesini okuduğumda vay be demiştim; nasıl da koymuş lafı, zengin adamı afallatmış resmen.


Nitekim bu son günlerde nerden geldiyse -belli ki zihnimde düzeltilmesi gerek :)- aklıma düştü bu hikaye.
Öyle bir son cümle ile bağlıyorlar ki öykünün doğruluğundan şüphe etmiyorsun "evet ya" diyorsun "Niye o kadar uğraşasın ki dönüp dolaşıp aradığın şey huzursa ve huzur her şeyi bir kenara bırakmaksa onları yapmaya çalışarak neden vakit kaybedesin. Bilge yaşlı balıkçı gibi git takıl sahilinde." Ama şimdiki bakış açımla düşündüğümde mesele bu mudur?
Yani benim tek derdim bu kolay bulunmayan, çabuk kaçan Huzur'u sürekli devam ettirmek mi?
HAYIR!
Yani böyle bir şey mümkün değil, bu mümkün olsaydı o bilge balıkçının eşiyle, çocuklarıyla hiç derdi olmaması gerekirdi. Ama onlar hiç tartışmıyor mu, çocukları hiç ergen olmuyor mu, her şey mükemmel diyelim her gün yetecek kadar balık yakalayabiliyor mu? Hiç tasası yok mu yani bu adamın?
VAR!
Yani tasasız bir hayatın uzak bir sahil kasabasında balık tutmakta olduğunu söyleyen hikayeler Lafı gediğine koymuş gibi dursa da gerçeği yansıtmıyor. İnsanlara bir ütopya olarak sunuluyor; tüm zenginlerin ve çok çalışanların hayali değil midir her şeyi bırakıp böyle bir yere yerleşmek?


Peki ya Deneyimlediklerimizin Getirdiği Zenginlikler?
Ben o sahilde bilge yaşlı balıkçının yerinde olmaktansa, zengin bıkmış ve bırakıp gelmiş yaşlı balıkçının yerinde olmak isterdim. Çünkü o anısal olarak daha zengin olmalı. Bir sürü farklı şey yaşıyorsun, her mutluluğun, sevincin, sıkıntının, gerilimin içine giriyorsun; bir çok insan tanıyıp seviyorsun, öfkeleniyorsun, işe alıp, çıkartıyorsun, güveniyorsun...sayamadığım binlerce "an"; her durumun içine girip çıkıyorsun. Zenginleşiyorsun.
Hayattaki amacımız da bu olmamalı mı aslında; mümkün olan her şeyi hatta önyargılarımız oluşturduğu her zıt kutbu denemek, deneyimlemek, yaşamak, aşmak, gelişmek. İşte bundan sonra gelen olgunluk bence tadından yenmez :)
Herkese önyargılarından arınmış, empatiyle kurduğu bir dünya temenni ediyorum; öylesi öyle güzel ki... 


*Fotoğraflar Nuri Bilge CEYLAN'ın "Babam İçin" adlı çalışmasından alınmıştır.  Daha fazlası için tıklayınız.