29 Kasım 2009 Pazar

eşit olduğumuz tek şey

Hiçbir şey de değilsek bile tek şey de eşitiz; mutluluk arayışı.

27 Kasım 2009 Cuma

al sen vur beni yerden yere

Aynı gece içinde gireceğim ikinci post bu! bu ne perhiz ne lahana turşusu? aşk nerdeysen çık dışarı dedim de hemen boy göster demedim ki. bugün bayram olduğundan mı duam böyle çabuk ulaştı yukarı, iyi saatte mi geldiler yoksa? neyse sebebi MUTLUYUM!

Aman yarabbi, nasıl yüksek sesle söyledim bunu? oysa itiraf etmekte zorlanıyordum, mutluluk sanki sadece çok acı çekenlerin ödülüymüş gibi ya da hiç çekmeyenlerin mi demeli? hiç üzülmeyenlerin mi yoksa çok üzülenlerin mi, üzenlerin mi yoksa? hayır, mutluluk benim hakkım! Hakkım değilse de buldum işte yaşıyorum.

Hayat zaten cennetten cehenneme sürüklemiyor mu insanı? neden cehennemde kalacağım diye savaş vereyim ki? oysa inanmamak için uğraşıyordum, uğraştırıyordum, zorluyordum, algılarımı bile hatta terse yatırmıştım, sağ gösterip sol vuruyordum, gıcıklığın doruğunu gördüm desem yalan olmaz ama o sabırla dinledi, sabırla bekledi, hangi türk filminden çaldın bu cümleyi dalgasıyla kahkahaya vururken konuşmayı; o aşık adamın farklı kelimelerle aynı duyguları yaşadığını gösterdi, repliklerin benzer olması da kaçınılmazdı. dedim; saç tellerimi atmadın mı? dalga geçmeyi bırak, kaçıncı yüzyıl aşkı bu? dinlemedi, öyle güzel yaşıyordu ki ve bunu ben olmadan bile öyle güzel devam ettiriyordu ki, kapılmamak imkansız. belki de en etkili olanı bu; yokluğuma rağmen benimle mutlu olan biri. hep düşündüğüm şeyi yaşıyordu işte; aşk başkasında değil, kendimizdedir; onu biz uyandırırız ama uyanması için bir başkasına ihtiyaç duyarız. somut bir varlığa ihtiyaç kalmıyor o zaman, seninle olsa da olmasa da seviyorsun, sevmeyi seviyorsun, o heyecanı yaşattığı için seviyorsun. benim gibi birinin bunu anlayamaması mümkün mü? ama öyle geride kalmıştı ki gerçekliğinden şüphe eder olmuştum bu duygunun.
yaşadığım tam anlamıyla şu;

Bir deniz kabuğuna anlam yükleyemeyecek olanlardan farklı olduğumuzu bilmek, aynı farklılıklarla üstelik; güzel yaşamak gibi.. el ele olmanın ait olmak olmadığını bilmek gibi.. hem var hem yok gibi.. hem kalıp, yine de gidecek gibi.. güvenli limana çevirmeden sevmeyi bilmek gibi.. her görüşmemizin son görüşme olduğunu düşünmek gibi..

Şeytanın fısıldadığı gibi hatta, ilişkilerin sorunu sonsuza dek süreceğine inanmak. buna inanma, bekleme. belki o zaman sonsuza dek bile sürebilir.

Aşk Nerdeysen Çık Dışarı :)

Tanımadığım, planlarımda yer almayan birine aşık olduğuma inanabilsem keşke. Aşkı kontrol altında tutmakla, reddetmekle geçen bütün ayların ben de tam tersi bir etkisi olmuş: Bana başkalarından farklı bir şekilde ilgi gösteren ilk insana kendimi kaptırıveriyorum galiba.

Tutkudan kendini korumak ya da körlemesine kendini ona bırakmak; bu iki tutumdan hangisi insana daha az zarar verir?
Bilmiyorum.

bayramlık itiraf

Ruhuma dokunanların bedenimi uyandırmayı başaramadıklarını, bedenime dokunanlarınsa ruhuma ulaşamadıklarını görüyorum.
-bir günlükten...

25 Kasım 2009 Çarşamba

ben bu gece çok özledim

bi seviyorum bi sevmiyorum her gün ölüyor ağlıyorum, yine benden gidiyor giden aşka yeniliyoum.
böyle bi şarkı vardı değil mi?

tutacağım takım beşiktaş olmalı ya siyah ya beyaz, o bile olamazmış gerçi şimdi anladım siyahla beyazı aynı anda düşünemiyorum.

HAYATIMDA ORTA YOK.

iki kişiyi sevemez miyiz? evet sevemeyiz,sevsek bile devam ettiremeyiz kalp ve akıl bir o yana gider bir bu yana ve benim gibi geleceği bir an önce yaşamak isteyenler sonunda akıllarından olurlar ya da kaplerinden.

itiraf ediyorum; SEVMEK İKİ UCU BOKLU DEĞNEK fakat ben hangi boku pardon ucu seçeceğimi bilemiyorum.
uyumalı...uyumadan önce biraz daha dinlemeli senin olmayan sesi.balık rakıdan kalan rakıya dayanmalı...sabaha belki düzelir her şey...sabaha belki beklediğin gelir, belki kurduğun hayaller gerçek olur belki sen mutlu olacağım derken çok büyük mutlulukları ıskalarsın. belki sabaha...

İYİ DE BEN HİÇ HAYAL KURMAM Kİ!

hissederken,yazarken bile çelişiyorum işte. en büyük problemim bu, yaradılış.bi an geldi ve ben hayal kurmayı bıraktım. hangi an? bilmiyorum. kimseyi barındırmam hayalimde varsa yoksa kendim, yalnızca ben. yanımda olanlarla yaşadığım sadece şuan gelecek hiç değil, fakat işte bazı geceler öyle de çok ihtiyaç duyuyorum ki hayallerimi süsleyecek birine.

-darmadağın yatakta susamış uyandım kucağındaydım. anlatmaya gerek yok, tek kelime; huzur. tüm gece göğsünde uyudum ve sabah hiç kıpırdamadan -ki sen çok dağınık yatarsın- aynı şekilde uyanmama şaşırdım. kolunu kaldırmaya çalıştım başımın altında ağrıdığını düşünerek.
-mutluyum dedin dokunma. ve sarıldın tekrar, öyle özledim ki kokunu.
şimdi seni arıyorum, savruk, dağınık ve birini kendin gibi özel görmenin muhteşem olduğunu anladığın o tanımsız gecenin sabahında...ben kalkıp mecburen gittiğimde kalan saç tellerimi bile saklayan sen...çok özledim seni. kokun hala burnumda. evet ben hayal kurmam ama kokunu hala duyuyorum ve istemeden de olmuyor işte senle geçecek bir günü daha.

24 Kasım 2009 Salı

uçurumdan atla, yola devam et

Hiçkimseye güvenmeyen bir insana güvenilmez.
Jerome Blattner


güvenmemek için onlarca sebep arıyorum, aramakla kalsam iyi üstelik buluyorum da. çok sevdiğim birine sadece bir şeyi yanlış anladığım için onu bir daha görmek istemediğimi söyledim, yanlış anladığımı da bile bile üstelik. çık git hayatımdan dedim, açıklamasına fırsat vermeden tüm gemileri yaktım. kabus gibi üç gün yaşadım, yaşattım. beni tanıdığından belki, beklediğimden daha olgun davrandı. gerçi bir şey de beklememiştim, bir şeyi söylemişsem söylemişimdir, aramasa kaybetmeyi çoktan göze almıştım.

sonra konuşurken, yokluğumda yaşadıklarını anlatırken kurduğu bir cümle sanırım benim tüm hayatım boyunca yaşadığım ruh halini anlatıyordu. şöyle dedi;
-bir hafta önce yaşadıklarım unutulmaz, anlatılmaz şeylerdi. mutlulukla uçarken sebepsiz yere beni istemediğini söyledin ve ben çakılmanın nasıl bir şey olduğunu anladım. öyle güzeldi ki her şey, mutsuzluğun bu kadar yakın olacağı aklımın ucundan geçmedi. gideceğini biliyordum, kendimi hazırladığımı da düşünmüştüm aslında ama hazır değilmişim.

ben kendimi anlatamam, hissettiklerimi söze dökmek hep çok zor oldu, o yüzden yazıyorum belki. ve kendini, hissettiklerini tüm içtenliğinle anlatabilen insanlara bayılıyorum. ona da bayılıyorum konuşurken anladım, özlemişim. tüm şefkatimle açtım kollarımı, söylemeyi özlediğim, duymayı özlediği her şey döküldü dilimden.

yine de içimdeki kurt ve kafamdaki tilkiler kimseye güvenmemem gerektiğini söylüyor ve güvenilir olduğumu da iddia etmedim hiç. onun benim bir sözümle yaşadığı yere çakılmayı ben o kadar çok yaşadım ki..anlamamam imkansız ama elimden ne gelir?

ne de olsa aşk uçurumdan atlayıp yola hiçbir şey yokmuş gibi devam etmek değil midir? kemiklerin kırılsa da, duruşun bozulmaz; iç kanama kalbine ve ruhuna zarar verir ve bu soyut acıya çare hiç bulunmaz.

20 Kasım 2009 Cuma

Hapismişim

Bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibarettir.

başka türlü yaşamak mümkün mü? uyandığında ilk ne yapıyorsun? aklına gelen hala o mu? "o"nun anımsattıkları nasıl etkiliyor gününü, geceni? mutlu mu oluyorsun, için tarifsiz sevinçlerle mi doluyor yoksa diz boyu mutsuzlukla yok olup silinmek mi istiyorsun yaşadıklarınızı düşündükçe?

farklı yaşamak mümkün mü? alıştığın her şeyden vazgeçmek, hiç bilmediğin insanlar arasında bambaşka bir hayata yelken açmak. monotonluğun rahatsızlığın yenmek kolay mı? kollarını açmış seni bekleyen birinin olduğu bir eve sırf güvenilir diye girmeden ve üzmekten korkmadan güvensiz ormanlarda koşturmak kalbini.. yürümeyi yeni öğrenen bebek gibi, üstelik kimsenin ellerimizden tutmasına izin vermeden, tekrar düşe kalka, bağıra çağıra, düştüğün yerde bazen biraz fazlaca kalarak ve silip gözyaşını tekrar doğrulmak tekrar doğmak...zor mu..çok mu?

alışkanlıklarımız hapsimiz; nasıl olduğunu, ne zaman olduğunu, nasıl girdiğimizi bilmediğimiz...her gün biraz daha sertleşen, çıkmanın zorlaştığı...belki de bu yüzden durduğum yerde duramamam, bir çoğuna vay be dedirtecek cesaret örnekleri sergilemem, şeytana pabucunu ters giydirmem belki hep bu yüzden.

sadece biraz daha hayat, daha fazla hayat...her şey bunun için.